Морган Райс - Köle, Savaşçı, Kraliçe стр 5.

Шрифт
Фон

Stefanus gence doğru kafasıyla işaret ederken kalabalık onay verircesine tezahüratta bulundu ardından tüm gücüyle yabancıya doğru saldırıya geçti. Yabancı ışık hızıyla yolundan çekilip etrafında döndü ve Stefanus'a kılıcını indirdi, sadece iki santimle kaçırdı.

Ceres irkildi. Bu reflekslerle Stefanus fazla dayanamazdı.

Yabancı, Stefanus'un zırhına darbelerini tekrar tekrar indirirken kükrüyordu, Stefanus geri çekildi. Çaresizce kalkanının ucunu düşmanının yüzüne vurduğunda ise havaya kanlar fışkırdı ve rakibi yere düştü.

Ceres bunun son derece güzel bir hareket olduğunu düşündü. Belki Stefanus onu son kez eğitimdeyken gördüğünden beri tekniğini geliştirmiş olabilirdi.

Seyirciler, "Stefanus! Stefanus! Stefanus!" diye inlediler.

Stefanus yaralı savaşçının ayakları dibinde durdu fakat yabancıyı tam mızrağıyla bıçaklamak üzereyken adam ayaklarını kaldırıp Stefanus'u tekmeleyerek geriye gönderdi ve sırt üstü yere çakılmasını sağladı. Her ikisi de kediler kadar hızlıca ayaklarının üzerine gelip karşı karşıya durdular.

Etraflarında daireler çizerken  gözleri birbirine kilitlenmişti, tehlike açıkça hissediliyor diye düşündü Ceres.

Yabancı  hırlayarak kılıcını havaya kaldırıp Stefanus'a doğru koşmaya başladı. Stefanus çabucak yana doğru atıldı ve adamın kaba etine silahını sapladı. Karşılığında ise yabancı kılıcını etrafında döndürüp Stefanus'un kolunu yardı.

İki savaşçı da acı içinde bağırdı fakat yaraları onları yavaşlatmak şöyle dursun sanki onları daha da ateşledi. Yabancı miğferini çıkarıp yere fırlattı. Siyah sakallı çenesi kanlanmış, sağ gözü şişmişti fakat Ceres ifadesinden Stefanus'la artık oyun oynamayacağını ve artık onu öldürmek için harekete geçeceğini okudu. Onu katletmek ne kadar sürecekti acaba?

Stefanus yabancıya doğru atıldı ve üç uçlu mızrağı yabancının kılıcıyla çarpışırken Ceres nefesini tuttu. Gözlerini kilitleyerek karşı karşıya durdular, inliyor, nefes nefese soluyor, itişip kakışıyorlardı, alınlarındaki damarlar patlayacak gibiydi ve derilerinin altından görülen kasları şişmişti.

Yabancı eğildi ve bu kilitten kendini kurtardı, bir hortum gibi etrafında döndü ki Ceres bunu beklemiyordu, kılıcıyla havayı yardıktan sonra Stefanus'un kafasını kopardı.

Bir kaç nefes verdikten sonra yabancı muzaffer bir edayla kolunu havaya kaldırdı.

Bir anlığına kalabalıkta ses kesildi. Ceres bile nefessizdi. Stefanus'un sahibi olan genç çocuğa baktı. Ağzı açık, kaşları öfkeden birleşmişti.

Genç oğlan gümüş kadehini arenaya fırlatıp locadan bir hışımla çıktı. Ölüm denge sağlar diye düşündü Ceres gülümsemesini bastırırken.

"August!" diye bağırdı kalabalıktan bir adam. "August! August!"

Onu takip eden seyirciler adama katıldılar ve kısa süre sonra tüm stadyum kazanan adamın adını haykırmaya başladı. Yabancı, Kral Cladius'a selam verdi ardından demir kapılardan onun yerini alacak üç başka savaşçı koşarak geldi.

Dövüşler birbiri ardına tüm gün sürdü ve Ceres çıplak gözlerle hepsini izledi. Ölüm Festivali'ni seviyor muydu yoksa bundan nefret mi ediyordu pek karar veremedi. Bir taraftan yarışmacıların stratejilerini, yeteneklerini ve cesaretlerini izlemekten keyif alıyor ancak öte yandan savaşçıların zenginlerin kuklalarından başka bir şey olmamalarını küçümsüyordu.

Sıra ilk turun son dövüşüne geldiğinde, Brennius ve bir başka savaşçı; Ceres, Rexus ve diğerlerinin oturduğu yere yakın dövüşüyorlardı. Gittikçe yakına geldiler. Kılıçları çarpışırken kıvılcımlar çıkıyordu. Heyecan vericiydi.

Ceres, Sartes'in tırabzandan aşağı eğildiğini ve gözlerini savaşçılara kilitlediğini gördü.

"Arkana yaslan!" diye bağırdı ona.

Fakat Sartes daha cevap veremeden bir aslan birden bire stadyumun diğer tarafındaki kafesten çıkıp içeri daldı. Koca hayvan dişlerini yalıyordu, savaşçılara doğru ilerlerken pençelerini kızıl toprağa saplıyordu. Savaşçı efendiler henüz hayvanı görmemişlerdi ve tüm stadyum nefesini tutmuştu.

"Brennius ölür," diye geveledi Nesos.

"Sartes!" diye bağırdı Ceres yeninden. "Arkana yaslan dedim –"

Henüz lafını bitirmeye vakit kalmadan Sartes'in ellerinin altındaki taş gevşedi,  herkes çaresizce olup biteni izlerken Sartes tırabzanın üstünden yuvarlanarak tok bir ses çıkarttığı aşağıdaki çukura düştü.

Dehşet içindeki Ceres ayağa kalkıp, "Sartes!" diye bağırdı.

Aşağı baktığında Sartes'in üç metre aşağıda sırtı duvara yaslı halde dik oturduğunu gördü. Alt dudağı titriyordu ama göz yaşı yoktu. Bir şey demiyordu. Kolunu tutup yukarı bakarken yüzü acı içindeydi.

Onu aşağıda görmek Ceres'in katlanabileceğinden fazlaydı. Hiç düşünmeden Nesos'un kılıcını aldı ve tırabzandan atlayarak çukura, erkek kardeşinin tam önüne indi.

"Ceres!" diye bağırdı Rexus.

Kafasını kaldırınca, muhafızların Rexus ve Nesos onu takip edemeden onları çekiştirdiğini gördü.

Ceres çukurda durdu, arenadaki savaşçılarla beraber buradaydı ve bu gerçek üstü his altında boğuluyordu. Sartes'i buradan çıkarmak istiyordu fakat zaman yoktu. O yüzden, aslan ona doğru kükrerken Sartes'i korumaya kararlı bir şekilde önünde durdu. Hayvan eğildi, acımasız sarı gözleri Ceres'inkine kilitlenmişti ve tehlikenin farkındaydı Ceres.

Nesos'un kılıcını havada iki eliyle tutup sıkıca kavradı.

"Kaç kızım!" diye bağırdı Brennius.

Fakat çok geçti. Ona doğru atılan aslan artık sadece bir kaç adım ötedeydi. Sartes'e iyice yaklaştı ve hayvan saldırıya geçmeden hemen önce Brennius yandan yetişip hayvanın kulağını yardı.

Aslan arka ayakları üzerinde kalkıp kükredi, kürkünün üzerinden kopkoyu renkte kanı akarken Ceres'in arkasındaki duvara pençesini savurdu.

Kalabalık kükredi.

Savaşçı efendi yaklaştığı anda, henüz aslana her hangi bir yara veremeden, aslan pençesini kaldırdı ve pençeleriyle adamın boğazını kesti. Ellerini boynuna saran savaşçı yere çökerken parmakları arasından kan boşalıyordu.

Kana susamış kalabalık haykırdı.

Hırlayarak yanaşan aslan Ceres'e öyle bir darbe vurdu ki Ceres havada uçup yere çarparak indi. Bunun etkisiyle kılıç elinden fırlayıp bir kaç adım ötesine düştü.

Nefes almayı reddeden ciğerleriyle Ceres orada yatıyordu. Çaresizce hava almak istiyordu, başı dönüyordu, elleri ve dizleri üzerinde sürünerek kalkmaya çabaladı ancak çabucak yere düştü.

Yüzü, sert kuma yapışmış halde nefessiz yatarken aslanın Sartes'e doğru ilerlediğini gördü. Kardeşinin bu denli savunmasız bir durumda gördüğünde içi tutuştu. Nefes almaya zorladı kendini ve kardeşini kurtarmak için ne yapması gerektiğini  net bir şekilde fark etti.

İçindeki enerji sel olurken bu an için ona güç verdi ve böylece Ceres ayağa kalktı, kılıcı aldı ve hayvana o kadar hızlı bir şekilde yetişti ki neredeyse uçtuğuna ikna olacaktı.

Hayvan ondan artık on adım uzaktaydı. Sekiz. Altı. Dört.

Ceres dişlerini sıkıp kendini hayvanın sırtına attı, parmaklarını ısrarlı bir şekilde sert kürküne geçirdi, odağını kardeşinden uzaklaştırmasına çaresizce ihtiyaç duyuyordu.

Aslan arka ayakları üzerinde durup gövdesini sallayarak Ceres'i öne arkaya itmeye başladı. Fakat demir gibi sağlam tutuşu ve kararlılığı hayvanın onu sırtından atma girişimlerinden daha güçlüydü.

Hayvn yeniden dört ayağının üstüne gelince Ceres aradığı fırsatı yakaladı. Kılıcını havaya kaldırıp hayvanın boynuna kılıcını sapladı.

Hayvan tiz bir çığlık atıp arka ayakları üzerinde dururken kalabalık tezahürat etti.

Ваша оценка очень важна

0
Шрифт
Фон

Помогите Вашим друзьям узнать о библиотеке

Скачать книгу

Если нет возможности читать онлайн, скачайте книгу файлом для электронной книжки и читайте офлайн.

fb2.zip txt txt.zip rtf.zip a4.pdf a6.pdf mobi.prc epub ios.epub fb3

Популярные книги автора